29 Nisan 2013 Pazartesi

Tanıştırayım:Tombiş


Sizi ailemizin yeni üyesi ile tanıştırayım:Tombiş =)
Cumartesi günü bir anda karar verdim ve daldım çiçek pazarına. Dükkan sahibine özellikle tembih ettim elimize gelsin, yabani olmasın diye. Bana nasıl evcilleştireceğimi gösterdi bende sizlerle paylaşacağım;
Kolayca alıştırmak için öncelikle yavru bir kuş olması gerekiyor. Kafesin içerisine tünekleri koymuyorsunuz, bomboş olması gerek içerisinin. Kuşumuzu kafesin içerisine saldıktan sonra yavaşça elinizi içeri sokuyorsunuz ve sakince elinize kondurmaya çalışıyorsunuz. Bir süre sonra elinizin zararsız olduğunu hissediyor ve elinizden korkmuyor böylece. Eve getirdiğim gibi 2 saat falan elimin üzerinde uyudu J Kafesi göbeğime koydum ve uzandım koltuğa. Sonra acıktı bizim tombiş, avucumun içerisine yem koydum bir iki saat kadar da elimde yemlendi, o arada da bir film açtık, film bitene dek yem yedi elimin içinde J Dışarı saldık bir süre sonra, yavru olduğu için yönünü tayin edemiyor henüz duvara falan çarpıyor garibim, çarpıp yere düşüyor kabloların arasına giriyor, bende elimi uzatıp almak istediğimde kaçmıyor. Yavaş yavaş olacak bir şey, biraz sabır ve sevgi gerekiyor. Zaten yavru olduğu için sürekli uyuma halinde, hiç ötmüyor şuanda. Yemlerini küçük cam kaselere koydum, böylece tabaktan yemek yemeğe alışsın istiyorum. Benim için konuşması önemli değil, evcilleşsin yeter. Birde musluğun altına girip yıkanan kuşlara bayılıyorum, tombişte öyle olur inşallah J

 Kakaları görmezden gelin :D

Kırlent olacaklar ♥

Tahtakale’ye gitmişken Kürkçü Han’a uğramadan olmaz ama dimi?
Kürkçü Han’ın içerisindeki Paşabahçe’yi bir dolaşırız mutlaka ve birkaç cam eşya almadan dönülmez.
Hemen yanındaki ipçiden de merserize yün aldım bu gidişimde. Boş kaldığım anlarda oyalanmak için pastel renkli kırlente başladım. Büyüdükçe büyüyor, çok tatlı bir şeye dönüşüyor.
Koltuklarımın üzerine koyduğumda eve bambaşka bir hava katacaklar J Merserize olduğu içinse yaz kış hep kullanabileceğim J

Sevgili Tahtakale ve Polimer Killer :)

Cumartesi günü Tahtakale’ye gittik arkadaşımla. Her kadın gibi bende buraya bayılıyorum hele ara sokaklarında kaybolmak çok zevkli.
Asıl gidiş amacımız kankişimin polimer kil almak istemesiydi. Polimer kil’i bende onunla tanıdım. Buzdolabı süsü, anahtarlık, minik figürler ve şekil verebildiğiniz daha pek çok şey yapabilirsiniz. İleri de bende el atabilirim belki.
Tahtakalehobi internet sitesinin asıl yeri olan Sabuncuhan’a gittik. Üç-er Kırtasiye olarak geçiyor. İçeri de yok yoktu, bir sürü çeşitli markalara ait polimer killer vardı. Cernit marka polimer killerin tanesi 3,5 TL.idi {sitesinde 4,5 TL =)} Beyefendi de çok ilgilendi sağ olsun.
Bende aldım bir kaç tane, Fırat figürü yapacağım bakalım :)

Kahvedünyasında da birer sade Türk kahvesi içtik kendimize geldik. Dönüş yolunda vapurda balık ekmek, ohhhh değmeyin keyfimize...

Mutlu olmak için neden =)


çeşit çeşit desen desen polimer killer =D






26 Nisan 2013 Cuma

Pko, ben ve karatay...



19 yaşımdayken tanıştım polikistik over sendromu ile.

Belirtileri tipik:Regl tarihlerinin düzensizliği, tüylenme vs gibi şikayetler. Jinekoloğa gittim, bana her bilmem kaç kadından, bilmem kaçında yaşanan bir rahatsızlık bu, oluyor böyle dedi ve “Diane 35” isimli doğum kontrol ilacını verdi. Söylediğine göre, ilaçları düzenli kullandığımda adetlerim düzene girecekti. Doğum kontrol ilacını herkes kullanmamış olabilir, anlatayım; 21 gün boyunca her gün aynı saatte küçük pembe haplardan içiyorsunuz, 7 gün ara veriyorsunuz, bu aradaki sürede vücut regl oluyor ve bu şekilde bir döngü içerisinde aylık adetlerinizi olmaya devam ediyorsunuz.

Bir süre kullandım bu ilacı ama sürekli ilaç içmek hoşuma gitmediği için bıraktım, belirtiler kendisini tekrar ettiğinde profesör olması başlıca etken olan Prof.Dr.Zehra Neşe Kavak’a gittim. O da bana aynı ilacı verdi, bu şekilde yumurtalarımızı kandırdığımızı, adetlerimi düzene soktuğumu söyledi. Hakikaten kandırıyorduk, başka bir şey yapmıyorduk. Çünkü ilacı bırakır bırakmaz eski halime geri dönüyordum. Kesinlikle bu bir tedavi yöntemi değildi, bu sadece sorunu ötelemekti.

Bazı boşluklarla birlikte toplamda dört seneyi kapsayacak kadar uzun bir süre bu ilacı kullandım. Bu kadar uzun zaman ilaç içmek gına getirmişti artık bana. Bir çözümü falan olmalıydı, kanseri bile tedavi ediyorlardı artık… İsmi lazım değil doktora “Ömür boyu bu şekilde mi devam edecek?” diye sorduğumda yüzünü üzgünmüş, başka çaresi yokmuş gibi bükerek “Evet” demişti. Bende kurtarılamaz bir sendrom içerisine girdiğimi düşünmüş hatta inanmış bir vaziyette umutsuz ve üzgün bir şekilde hayatımı sürdürmeye devam etmiştim o dönem.
Hastalığımın farkına vardığım tüm dönem boyunca benzer 4-5 doktora göründüm ama hiçbiri bir çözüm üretmedi. Ama 2011 senesinin Ekim ayında bir gelişme oldu. Bu alanda da uzmanlıkları olan bayan doktor bu hastalığın nedenini söyledi bana, polikistik over sendromu insülin direncinin yüksek olması nedeni ile ortaya çıkmaktadır. Kilo vermem gerektiğini ve beraberinde sabahları tok karına glucophage isimli ilacı içmem gerektiğini, kilo vermezsem eğer geçmeyeceğini de özellikle belirtti. Çok kilolu bir insan değilim aslında, 66 kiloydum fakat konu asıl yağ oranı ile ilgili. İsmini unuttuğum bir hormonun yağ oranı yükseldikçe çalışmıyor olduğunu henüz gelecek sene öğrenecektim.

Bir keresinde bir bayan doktora, pko sendromunun çocuk sahibi olmamız konusunda bir sıkıntı teşkil edip etmeyeceğini sormuştuk, -takdir edersiniz ki internette bu konuyu araştıran herkes “hamile kalamama” durumu ile türlü türlü fikirler okumuştur- Doktor Hanım, bebek sahibi olmakta gecikmememiz gerektiğini, hamile kalamama gibi bir riskin bulunduğunu kati bir dille belirtmişti bize. En son gittiğimiz doktorumuz ise bununla hiçbir alakası olmadığını bize detaylı bir şekilde açıkladı; Adetler düzensiz olduğu için yumurtlama geç oluyor yani yumurtanın sperm ile karşılaşma olasılığı azalıyor ve bu durumda hamile kalma süreci uzuyor sadece. Yani hamile kalmakla bir ilgisi yok bu durumun. Yumurtalar aynı işlevini devam ettiriyor ama tek sorun gecikiyor olması.
Bakar mısınız, belki o kadına inansaydık, panik halinde plansız ve hazırlıksız bir şekilde ebeveyn olacaktık, belki de ruhsal çöküntüye girecektik ya olmazsa falan diye.

Velhasıl, son gittiğim doktordan daha detaylı bir dönüş aldım. Bir çok tetkikler yapıldı, bir çok hormonlara bakıldı, çene de çıkan tüylerin nedeni araştırıldı… Guatr hastalığı mı, şeker hastalığı mı neden oluyor gibi çeşitli sorulara cevap arandı. Nedenleri bunlardan biri de olabilirdi. Bu nedenle herkes uzman doktora mutlaka görünmeli, altında başka nedenler de olabilir.
Netice itibari ile çok şükür bir rahatsızlık çıkmadı. Doktor bana karbonhidrattan fakir, proteinden zengin bir diyet uygulamamı ve her gün en az 40-60 dakika yürümemi istedi.

Söylemeden geçemeyeceğim; Beraberinde tüylenme için iki tane ilaç verdi ama sabahları almamı istediği dilaprost isimli ilaç bana ciddi bir şekilde yan etki yaptı. Ellerime ve ayaklarıma uyuşma geliyordu ve paranoyaklaştım, biraz sonra ölecekmişim gibi garip garip hisler nüfuz etti ve beraberinde hıçkıra hıçkıra ağlama istediği… Çok kötü bir şeydi ayrıca ilaç bir prostat ilacıydı. Prospektüsünde hamile kadınların dokunmamaları dahi gerektiğini belirtilmişler. Bu yaşta böyle ilaçlar içmeye ne lüzum var anlamıyorum, ilaç sektörünün kurbanı olmuşuz resmen. Tüylenme benim için çokta problem değil açıkçası gider lazer yaptırırım…

Neyse, doktor diyet yapacaksın diyince bende internette geniş çaplı bir araştırma yapmaya başladım tabi, 03 haziran Pazar günü benim için bir dönüm noktası sayılabilir. O gün televizyonda Prof.Dr.Canan Karatay’a rastladım, çok tatlı ve anaç bir ifadesi vardı, anlatıyordu harıl harıl nasıl kilo verileceğini. Alternatif yollar üretiyordu aç kalmamak adına. Canan Hanım kötü karbonhidratın zararlarından, proteinin faydalarından bahsedince dedim işte tam bana göre bir diyet bu! Hemen gittim aldım kitabı. İlk bölümde ana fikri, ne yapmamız gerektiğini, vücudumuzun nasıl kilo aldığını ve verdiğini, zararlı besinlerin nasıl kötü hastalıklara neden olduğunu anlatıyor tamamen anlaşılır bir üslupla.
Kitabın daha ilk sayfalarında kalp krizi, şeker hastalığı ve -benim için en önemli olanı- polikistik over sendromunun önlenebilir hastalıklar olduğundan bahsediyor. Zaten bu amaçla aldığım kitabın içerisinde bana bunu vaat ettiğini görünce nasıl mutlu oldum anlatamam.

Kitapta, bu tarz dejeneratif hastalıkların yaşam tarzı haline gelen beslenme yanlışları olduğunu belirtiliyor. İnsülün ve leptin hormonumdaki direnci çözdüğünüz an gerisi geliyor. Dikkat etmeniz gereken nokta insülün direncini yükseltmemek. “Kan şekerim düştü” diyerek yemeklere neden saldırdığımızda detaylı olarak anlatılıyor. Eskiden benim çok sık rastladığım bir durumdu bu, eve girer girmez buzdolabına koşar kaşık kaşık reçel atardım ağzıma. Şimdi ondan eser yok.
Karatay diyeti ve diğer tüm kitaplarını aldım. “Karatay Diyeti İle Yaşam Boyu Sağlık” kitabı “Karatay Diyeti” kitabının daha kapsamlısı, daha çok soruya yanıt verilmiş olanı, hangisini almak isterseniz sizin tercihiniz. “Karatay Mutfağı” kitabı gerekli, çok güzel tarifler var içerisinde. Tüm kitaplar, içeriği bakımından sürekli bir başvuru kaynağı.

Ben 2 ayda 7 kilo verdim ve tüm şikayetlerim sona erdi. Canan Hanımın söylediklerini uyguluyorum ve gerçekten çok memnunum.
Eğer polikistik over sendromunuz varsa bu kitaplardan en az bir tanesini okumanızı ve beslenme alışkanlıklarınızı bu yönde değiştirmenizi öneririm.

Herkese sağlıklı günler.





22 Nisan 2013 Pazartesi

❤ Big Yellow Bag ❤

Çantam nasıl canlar? ❤
 
Dikiş konusunda adım adım ilerlemekteyim :) Plaj çantası fikri ile çıktı,
sonra baktım ki... Yaz ayı yaklaşıyorken, ortaya yeni bir sokak stili çıkarabilirim belki? :)
 



Çiçegim

İlk kez bir çiçek ektim...
 
Gün be gün büyüyüşünü izlemek, kendisine bu dünya da yer bulmaya çalıştığını görmek nasılda umut yayıyor etrafına.
 

 
Mutlu olmak için güzel nedenler bulmanız dileği ile..
 
Kendisi Aslanağzıdır.

19 Nisan 2013 Cuma

18 Nisan 2013 Perşembe

Kendimce Bursa Gezi Rehberi

Sayılı günler, bir aydan kısa bir süre sonra haftasonu için Bursa'ya gideceğiz. Şimdiden bir gezi rehberi oluşturdum. Genel olarak iki günde gezilebilecek yerlerle birlikte tamamen bizim gidip görme, yeme içme ihtiyaçlarımızdan oluşmaktadır.

Gidiş için Nilüfer otobüs firmasını kullanmayı düşünüyoruz, Bursa'nın kendi otobüs firmasıymış, çok konforlu ve transit gidiyormuş. Otobüs bileti, tek kişi tek yön 25 TL.
Konaklamamızı ise Groupon sitesinden satın aldık. 

Lezzetler:
Uludağ Kebapçısı
1964 yılından beri kebabın Bursa’daki adreslerinden birisi. Cemal Ustanın bu ufacık dükkanı Bursa’da çok meşhurdur. Gün içinde saat 3’e kadar etler bitmektedir. Cemal Usta, sadece Bursa kebabı sunuyor, menüsünde başka bir kebap çeşidi bulunmuyor. Bu nefis kebabın yanında, içecek olarak yöresel üzüm şırası nefis gidiyor. Kebapta dana ve kuzu etini birlikte kullanıyorlar. Kebabının en önemli özelliklerinden biri İnegöl yöresinde yediği diğer otlar yanı sıra kekik otu ile de beslenen kuzu eti kullanması. Kekik ete başka bir lezzet katıyormuş. Diğer bir özelliği ise eti hazırlarken etin sinirlerini ayırmalarıdır. İskender kebabın bir farklı özelliği de yaprak şeklinde açılmış parça et ve kıyma halindeki etin bir arada kullanılması. Kıymada kemik sıyrığı kullanmakta kebabın lezzetini artıran unsurlardan birisiymiş çünkü kemiğe yakın olan et her zaman lezzetli olurmuş.
Adres:Bursa Eskı Garaj Uluyol Şirin Sok. No:12 Bursa

Kebapçı Yavuz İskenderoğlu İskender
Burası İstanbul Ataşehir ve Beşiktaş gibi çoğu yerde var ama yine de denenebilir. Merkezde hanlar ve Kapalıçarşı bölgesine çok yakındır. Zaman zaman dükkan önünde içeri girmek için sıra bekleyenler görebilirsiniz.
Adres: Kozahan Heykel, Bursa
Lalezar Türk Mutfağı Lokantası
Eğer kebap, köfte, pide türü bir şey yemek istemiyorsanız, sulu yemek arıyorsanız, şehrin merkezinde bir lokanta. Buraya da ailecek güvenle gidebilirsiniz.
Adres : Heykel Meydanı, Ünlü Cad.14/C / BURSA
Çiçek Izgara
Adres : Belediye Cad. No: 15 Heykel / BURSA
Darülziyafe Sofrası: Muradiye Külliyesinin karşısında, Osmanlı yemeklerini yiyebileceğiniz bir mekandır.
Adres :Darüzziyafe Bursa Iı. Murat Cad. No: 36 Muradiye Cami Karşısı 16050 Bursa / Türkiye
Kafkas Kestane Şekeri ve Pastanesi: Kestane şekeri Bursa’nın özgün tatlarındandır. Eskiden Uludağ eteklerinde çokça yetişen kestane meyvesinden üretilen bu şeker günümüzde Dünyanın dört bir yanına Bursa’nın adını taşıyan bir öz değer olmuştur.
Adres : Heykel Atatürk Cd. No: 35
Ulus Pasta ve Şekerleme 1928 yılından beri faaliyet gösteren bir pastane. Badem ezmesi, fıstıklı cevizli güllü lokumları, karadut şerbeti güzel.
Adres: Atatürk Cad. Öztat Apt. No:92 Bursa / Türkiye
Cafe Koza Bursa merkezde biraz cadde üstü olması sebebi ile araba gürültüsü olsa da; Ulu cami ve hanlar bölgesini seyreyleyip, bir çay kahve içmek için güzel bir yer.
Mahvel Kahvehanesi : Gökdere üzerindeki Setbaşı Köprüsü’nün güney-doğu ucunda yer alan tarihi kahvedir. Günümüzde Mahfel-Mado adıyla işletilmektedir. Bursa’nın en eski kahvesi olarak bilinir. 1890’larda çekilmiş fotoğraflarda Mahfel Kahvesi’ni görmek mümkündür. Çınar gölgeli bir bahçesi vardır. Mahfel Mado’nun alt katında bir de sanat galerisi yer almaktadır.
Bağdat Hurma Tatlıcısı 41 yıldır hizmet veren bir tatlıcı. Tadına bakmanızı tavsiye ederim. Bursa yöresine özgü tatlıdır.
Adres: Ulu Mah. Ulu Sk. No:45 Osmangazi / Bursa
Cumalıkızık’ta gözleme+ayran

Konaklama :
Karakaya Hotel Ulubatlı Hasan Bulvarı No:33 Osmangazi / Bursa
Tel: 90 224 253 75 75

Gezilecek yerler plan:
Cumartesi : Heykel, Setbaşı, Emir Sultan, Muradiye,
Pazar : Cumalıkızık, İnkaya

Heykel
Altıparmak Caddesi: Bursa’nın eski ve her zaman işlek caddelerinden birisidir.
Ulu Cami : Bursa merkezde, Atatürk caddesi üzerinde yer alan Ulu Cami; Namaz kılmaktan, muazzam maneviyat yüklü atmosferinden, müezzinin içinize işleyen güzel sesinden hep etkilendiğim bir camidir. Osmanlı Devletinin dördüncü padişahı Yıldırım Bayezit Han, Haçlılarla 1396 yılında Niğbolu savaşının yapmıştı. Rivayete göre savaş öncesi Allah’a dua etmiş ve zafer gerçekleşirse yirmi cami yaptıracağı vaadinde bulunmuştur. Zaferi kazanınca da bu vaadini yerine getirmek istemiştir. Bu niyetini damadı olan Seyyid Emir Sultan Hazretleri’ne açar. Emir sultan ise 20 cami yerine, müminlerin toplanmasına vesile olacak 20 kubbeli bir cami yaptırmasını padişaha teklif edince, Padişahta yirmi kubbeli ulu camiyi yaptırmaya karar verir. Türkiye’deki Ulu camilerin en büyüğü olan ve yaklaşık beş bin kişinin namaz kılabildiği Ulu cami 1399 yılında ibadete açılmıştır. İlk imamlığını da Mevlit yazarı Süleyman Çelebi yapmıştır. Ulu Cami’ye girdiğimizde dikkati ilk çeken, caminin ortasında camekanlı kubbenin altında büyük bir şadırvanın olmasıdır. Rivayete göre, bu şadırvanın yerinde yaşlı bir kadının evi varmış ve kadın bütün teklif ve ısrarlara rağmen evini vermek istememiş. Onun için sonradan alınan bu yer ‘’kadının rızası olmadan namaz kılınması doğru olmaz’’ düşüncesi ile ilk etapta caminin iç avlusu şeklinde boş bırakılmış olup, sonraları buraya bugünkü şadırvan yaptırılmıştır. Havuzun üstüne denk gelen kubbe camekânlıdır. Bu sayede Ulu camiye aydınlık büyük oranda buradan sağlanır. Çok zengin Hat Sanatı örneklerine sahiptir. Bir nevi Hat Sanatları Müzesi gibidir. Üç boyutlu Kâbe resmine dikkat edin. Değişik yönlerden bakıldığında Kâbe ve kapısı bakan kişiye dönük görünmektedir. Sanki sizi davet eder gibidir.
Tophane Meydanı : Bursa merkezinde ve Kente hakim olan bu yüksek tepede bir taraftan çayınızı yudumlarken diğer yandan Bursa’nın panoramik görüntüsünü seyredebilirsiniz. Meydanda 1905 yılından günümüze gelen bir saat kulesi vardır.
Kapalı Çarşı: Bursa Kapalı Çarşı aslında İstanbul Kapalı Çarşıdan sonra Osmanlı Çarşıları içinde en büyük kapalı çarşı kompleksine sahiptir. Bursalılar için geleneksel alışveriş mekânıdır. Burada her türlü ihtiyacı kolaylıkla karşılayabilmek ve hanların ortasındaki avlularda soluklanabilmek mümkündür. Kapalıçarşı bölgesi, Osmanlının ilk döneminden itibaren birbirine yakın mesafelerde inşa edilmiş han ve bedestenlerin günümüzde birleşmesi oluşmuştur. Büyük depremlerden ve 1958 yılındaki yangından zarar gören çarşı, restore edilerek sürekli yenilenme durumundadır
Koza Han ’Koza’’ ipek böceğinin içinde büyüdüğü, ipek kılıfının adıdır. Koza han, koza satışı yapılan yer anlamında kullanılmıştır. Tarihte ipek yolunun Anadolu’daki en önemli duraklarından bir olan handır. Bursa, Osmanlı döneminde ipek böcekçiliğinin merkezi durumunda idi, Bursa’da elde edilen ipek ile dokunan kumaşlar, Bursa ipeğinin ününü dünyaya yaymıştı. Günümüzde ise, Çin’in suni ipek üretimi ile baş edemeyerek yok olmuştur.Koza Hanın iç avlusunun ortasında altı şadırvan olan kubbeli bir mescit,mescidin civarında da çay bahçeleri bulunur.
İpek Han İvaz Paşa Camiinin hemen yanında olan han Çelebi Sultan Mehmet tarafından Yeşil Külliyesine gelir getirmesi amacı ile yapılmıştır. Arabacılar hanı olarak da bilinmektedir. Bursa’daki en büyük hanlardan biridir. Zeminde 39 üst katında 42 odası bulunmaktadır. Odaların önünde bulunan revakların üstü kubbe ve tonozlarla örtülüdür. İpek Han geçmişte ipek ve tekstil ticaretinin en gözde yerlerinden biriydi. Günümüzde Kapalı Çarşının gölgesinde kalmıştır. Birçok tekstil ürününü bulabileceğiniz çarşıda özellikle çeyiz alışverişleri yoğundur. İpek Handa 94 adet dükkân bulunmaktadır, bu dükkânların geneli Ev Tekstili üzerine satış yapmaktadır.
Pirinç Hanı Yeri:İvaz Paşa Camiinin karşısındadır. YKM'den Cumhuriyet Caddesine girdiğinizde sağ tarafta yer alır. Tarihi:II. Bayezid tarafından 1508 yılında yaptırılmıştır. Koza Han gibi İstanbul’daki cami ve imaretine gelir getirmesi için yaptırılmıştır. Büyük bir avlu etrafında revaklar ve bunlara açılan odalardan oluşan iki katlı bir yapıdır. Üstte 38 alt katta ise 40 oda bulunmaktadır. Doğu tarafındaki kapısı dikkat çekicidir. Günümüzde özellikle gençlerin tercih ettiği geniş bir çay bahçesine sahiptir. En geniş avluya sahip hanlardan biridir.
Osmanlı döneminde İpek ve baharat yolunun son noktası olan Bursa'da bakliyat ve pirinç satışı yapıldığı için ismi buradan gelmiştir.
Kapısının önünde ve avluda çınarlar vardır. Han,1982 yılında başlayan restorasyon çalışmaları sonucunda aslına uygun olarak onarılmış ve 2002 yılında bugünkü haliyle kullanılmaya başlamıştır. İçinde çay bahçeleri, nargile kahveleri, hediyelik eşya ve kitap dükkanları bulunur. Hanın büyük bölümü özel şahıslara aittir.
Ulaşım: Zafer Plaza’dan Ulucami yönünde yolun karşısında yer almaktadır.
Bursa Kent Müzesi : Kent Müzesi’nde; Bursa kentinin tarihi, coğrafi, kültürel, sosyal, ekonomik, ticari ve turistik yapısına ilişkin bilgi ve belgeler görsel sunum, obje ve animasyonlarla tanıtılır. Müzenin bodrum katında yer alan ‘Tarihi Esnaf Sokağı’nda; Bursa’nın geleneksel ticaret hayatı özgün dekor ve canlandırmalarla tanıtılmaktadır. Giriş katında kentin tarihi gelişimi, birinci katta ise Bursa’nın özellikleri ve değerleri tematik olarak anlatılır. Bursa Kent Müzesi, kentin tam merkezinde bulunan Atatürk heykelinin arkasındadır.
Adres:Hocaalizade Mh. Atatürk Caddesi, No:8 16020 Heykel  Osmangazi / Bursa
Bursa Kalesi, Hisar Kapı ve Surlar : Bursa’da Osmanlılar öncesinden kalan en önemli eser surlardır. Bu surları şehrin kurucusu Bitin yalılar yaptırmış; Roma ve Bizanslar koruyup güçlendirmiştir. Osmanlılar ise surları daha da güçlendirerek günümüze gelmesini sağlamışlardır. Bu gün bu surları büyükçe bir bölümü yok olmuştur. Günümüzde surların en belirgin olarak görülebildiği kısım, Tophanedeki Hisar Kapı ( Saltanat kapısı ) denilen kısımdır. Bölgedeki anıtsal yapılar Osman Gazi ve Orhan Gazi Türbeleri, Saat Kulesi, Şehadet Camisi, Kurtuluş Savaşı anıtıdır. Özellikle bu bölgedeki Osmanlı mimarisi içinde özgün bir yere sahip olan Bursa evlerinin çoğu restore edilmiştir. En güzel örnek kale sokaktır.
Kale Sokak : Tophane semtinde, Osman Gazi ve Orhan Gazi Türbelerinin karşısında; Asırlık eski Bursa evlerinin bulunduğu doğal müze görünümündeki, Osmanlı Bursa’sını yaşatan bir sokaktır. Sokaktaki karşılıklı on kadar ev, Osmanlı sivil mimari örneklerine göre restore edilmiştir
Osman Gazi ve Orhan Gazi Türbeleri : Tophane meydanında, tophane parkının içinde yer alır. Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazi’nin türbesi girişte soldadır. Oğlu Orhan Gazi’ye vasiyeti üzerine, aynı yerdeki Saint Elias Manastırı, Bursa’nın fethinden sonra mescide çevrildi ve Osman Gazi buraya defnedildi. Daha sonra Osman Gazinin oğlu;Osmanlıyı beylikten devlete geçiren, döneminde Rumeli'ye ayak basılan, halka kendini sevdirmiş bir bey olan Orhan Gazi (Tophane parkına girişte sağda kalan türbe) ve pek çok hanedan mensubunun buraya gömülmesi ile Osmanlının ilk hanedan mezarlığı teşekkül etmiş oldu.
Kurtuluş Savaşı Şehitleri Anıtı: Tophane parkının girişinde Osman Gazi türbesi ile parkı çevreleyen demir parmaklıklar arasındadır. Anıt Bursa’nın kurtuluşu sırasında şehit düşen askerler anısına yapılmıştır. Anıtın çevresinde, şehit 11 askerin mezarları bulunmaktadır.
Üftade Camii ve Türbesi: Haraçcı oğlu medresesinden devam ettiğimizde, Bursa’nın manevi sahiplerinde Üftade Hazretleri’nin camii ve türbesine çıkarız. Ulu camide gençlik yıllarında müezzinlik yapan Mehmet Muhyiddin o güzel davudi sesi ile Bursalıları mest eder ve vakit gelse de o ezan okusa diye beklenirdi. Bir gün Cami mütevellisi, her namaz öncesinde ahaliye türlü manevi lezzetler yaşatan bu genç ve heyecanlı delikanlıyı mükâfatlandırmak ister ve kendisine birkaç akçelik maaş tayin eder. Muhyiddin bu maaş teklifini kabul ettiği günün gecesinde bir rüya görür, rüyasında ‘’ Mertebenden üftade ( düştün ) oldun ‘’ sözüne maruz kalır. Ertesi gün ‘’Nasıl böyle bir hata yaptım’’ diyerek hemen verilen maaşı terk eder. O günden sonrada Farsçada ‘’düşmüş, aşık, biçare’’manasına gelen ‘’Üftade’’ hitabını kullanmaya başlar.
Heykel'de yemek:
Kebapçı Yavuz İskenderoğlu İskender
Lalezar Türk Mutfağı Lokantası
Çiçek Izgara
Kafkas Kestane Şekeri ve Pastanesi:

Emir Sultan – Namazgah Bölgesi
Emir Han: Bursa’ya yapılan ilk bedesten olması bakımından önemli olan han, Bursa çarşısının çekirdeğini oluşturur. Osmanlı hanlarının ilk örneklerinden sayılır. Günümüzde handa,alt katta 36,üst katta 37 olmak üzere 73 dükkan vardır.
Emir Sultan Türbesi ve Emir Sultan Cami: Emir Sultan, Bursa’ya Yıldırım Bayezıd döneminde Buhara’fan gelerek yerleşen tarikat ehli bir büyük zattır.Peygamber Efendimize(sav) soyundan geldiği için’Emir’’ adını,gönüllere taht kurduğu için ‘’Sultan’’unvanını almıştır. Sultan Yıldırım Bayezit’in damadı olan büyük zatın yattığı türbede kendisinden başka hanımı iki kızı ve oğlu Emir Ali yatmaktadır. Günümüzde kentin en önemli ziyaretgahlarından biri olarak saygı görmektedir.Nişanlanan,evlenen gençler,sünnet edilen çocuklar Emir Sultan’ı mutlaka ziyaret eder,atılan adımların hayırlara vesile olmasını dilerler.Türbe gün boyunca ziyaretçilerle dolar taşar. Emir Sultan camiside,hanımı tarafından ,Emir Sultan adına yaptırılmıştır
Zeki Müren’in mezarı: Emir Sultan Mezarlığında
Yeşil Cami: Yeşil semtinde bulunan cami, 1419 yılında, Çelebi Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Yeşil Cami, Bursa’nın olduğu kadar Türkiye’nin en güzel tarihsel yapılarından biridir. Yapıda, bazı Bizans döneminden kalma yapı malzemesi de kullanılmıştır. Yeşil Camii’nin girişindeki taç kapı, Türk taş oymacılığının güzel bir ürünüdür. Caminin büyük bölümü çini ile kaplıdır. İç duvarlar, tavanlar, mahfiller ve geçiş eyvanları tümüyle çiniyle kaplıdır. Camideki çini işçiliğinin en mükemmel örneklerinden biri de, on metreden yüksek olan mihrabıdır. Çeşitli geometrik motiflerle çiçeklerin yer aldığı mihrap, caminin en güzel yerlerinden biridir. Pencere kapakları, devrin ahşap işçiliğinin güzel örneklerindendir. Cami içinde güzel bir şadırvan vardır. Şadırvanın tek parçadan yapılmış fıskiyesi eşsiz inceliktedir.
Yeşil Türbe: Yıldırım Bayezıt’ın oğlu Çelebi Sultan Mehmet’in kendisi için yaptırdığı türbe, ölümünden 40 gün önce bitmiştir. Kendisine haz vakarı ile duran ve tamamen çini dekorasyona sahip sandukası Türbenin içindedir. Türbe’ye yeşile bakan mavi (firuze-turkuaz) çiniler ile kaplı olmasından dolayı halk tarafından ‘’Yeşil Türbe’’ ismi verilmiştir. Yeşil Camiinin karşısında olan Türbe günümüze kadar ulaşan en muhteşem çinili mihraba sahiptir.
Yeşil Antikacıları: Yeşil Külliyesinin etrafındaki açık hava müzesini andıran dükkânlardan mobilya ve ev eşyalarının dışında cam sanatı, sedef işçiliği, gümüş, metal eşya, gramofon, eski halı, takı gibi her tür eski eşyayı ve antikayı alabilirsiniz.
Yeşil Kahvehanesi : Burada çay, Türk kahvesi molası vererek dinlenebilirsiniz.

Setbaşı
Bursa Anadolu Arabaları Müzesi: TOFAŞ Bursa Anadolu Arabaları Müzesi, Türkiye‘nin ilk ve tek Anadolu Arabaları Müzesi’dir. Toplam 17.000 m2 ‘lik bir alanı kapsayan, Umurbey Mahallesi’ndeki eski bir ipek fabrikası TOFAŞ tarafından restore edilerek, 28 Haziran 2002‘de müze olarak halkın ziyaretine açılmıştır. TOFAŞ Bursa Anadolu Arabaları Müzesi”, sadece eski araba müzesi değildir. Onlar Anadolu’daki binlerce yıllık araba sanayinin ve kültürünün canlı ve etkili köşe taşlarıdır. Anadolu tasarım tarihinin çok değerli ve anlamlı ürünleridir. Bu “yeni ustaların, eski ustalara” bir teşekkürüdür.
Mahvel Kahvehanesi de burada.

Muradiye Semti
Muradiye Külliyesi: Muradiye semtinde, II.Murad (Fatih Sultan Mehmed’in Babası) tarafından yaptırılan, Cami, hamam, medrese, imaret(aş evi) ile hanedana ait 12 türbeden oluşur. Osmanlı sultanları tarafından Bursa’da yaptırılan son külliyedir. Muradiye Türbeleri adeta Fatih’in aile kabristanıdır. Zira Fatih’in annesi, babası, ebesi, zevcesi, oğulları, torunları hep bu türbelerde yatmaktadır. Türbelerin önünde devrilmiş bir ulu çınar gövdesi dikkate çeker. Büyük ihtimalle II.Murad devrinden kalan 600 yıllık bir ağaçtır.
Osmanlı Evi Müzesi: Muradiye medresesinin karşısına denk gelir. Halk arasında Fatih’in doğduğu ev olduğu rivayet edilir ama doğru değildir. Çünkü Fatih Edirne sarayında doğmuştur. Osmanlı evi, plan ve süslemeler açısından XVII.yy. Osmanlı hayat tarzını sergilemektedir. Müze kart ile ücretsiz.
Ulu umay Osmanlı Halk Kıyafetleri ve Takıları Müzesi: Müzede, Osmanlı dönemine ait 70 kıyafet, 400 parça takı ve değişik etnografik eserler sergilenmektedir. Müzenin bahçesi Osmanlı çay bahçesi olarak düzenlenmiştir.
Hüsnü Züber Evi: Muradiye semtinde XIX.yy ahşap Osmanlı konağıdır.1988 yılında sanatçı,koleksiyoncu Hüznü Züber tarafından alınmış,restore edilerek müze olarak hizmete açılmıştır.Müze Osmanlı konağı olarak dekore edilmiştir.
Muradiye’de yemek: Darülziyafe Sofrası

Karabaş Tekkesi – Heykel’de bulunuyor : Cumartesi akşamları sema gösterisi mutlaka gidilmeli.

Pazar Günü
Cumalı Kızık Köyü
Minibüsler Kent Meydanından kalkıyor. Otel yakınında.

Cumalıkızık: Cumalıkızık Köyü Girişi Doğa Parkı Girişi Durak Yeri-Değirmenönü-Esenevler-Hacıvat Köprüsü-Duaçınarı-Ankara Yolu-S.Garaj. Dönüş:Aynı 
Hakkında: Osmanlı yerleşimlerinin yavaş yavaş Bursa civarına kaydırıldığı dönemde kurulmuş 700 yıllık bir vakıf köyü Cumalıkızık. Osmanlı’nın erken dönemine ilişkin sivil mimarinin en güzel örneklerini barındıran, tarihi dokusunu günümüze dek koruyabilmiş bir açık hava müzesi aynı zamanda... Bursa’ya 20 dakika mesafedeki 700 yıllık Osmanlı köyüdür. Bol bol fotoğraflık malzeme ile döneceğiniz Cumalıkızık’ta kahvaltı yapmanızı tavsiye ederiz. Bursa’nın yanı başında bulunan yerleşim, hiç apartmanı olmayan, mimari dokusu bozulmadan günümüze ulaşmış ender köylerden biri. Uludağ eteklerinde yer alan Cumalıkızık köyünün kuruluşu çok eskilere dayanıyor. Orhan Gazi Bursa’ya girmeden önce birçok yerleşim alanı kurmuş: Bayındırkızık, Derekızık, Hamamkızık, Değirmenlikızık, Fidyekızık. Bunların arasından topluca gidilip cuma namazı kılınan köye de Cumalıkızık denmiş. Köyler birbirine yakın olduğu için, bir sigara içimlik sürede birinden çıkıp diğerine ulaşılıyormuş. Birbirine yakın köylerdeki evler de iç içe inşa edilmiş. 700 yıllık cami, evlenme törenleri ile bayramlarda kullanılan tarihi hamam, Sanatevi ve Etnografya Müzesi Cumalıkızık’ta görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. Tarihi evleri, camisi, çeşmesi, daracık sokakları, çağa ayak uyduran yaşantısıyla Osmanlılar'dan kalan bu sevimli köy, yabancı turistlerin de ilgi odağı olmuş. Tamamı sit alanı olan köy içinde beton yapı apartman hiç yok. 350 haneli Osmanlı köyünün şirin ve sağlıklı yapıları çeşitli restorasyonlarla günlük hayata ayak uydurmuş.Kimisi gözlemeci, kır lokantası, bazısı pansiyon olmuş. Köyün daracık sokaklarında yürürken kendinizi tiyatro dekoru içinde sahnede hissediyorsunuz. 700 yıl öncesine dayanan tarihi evlerde film çevirenlere bile rastlıyorsunuz. Yerli köy halkı köylerini ziyaret eden turistlere evlerine gelmiş konuk misafirperverliği gösteriyor. Narenciye dışındaki kiraz, ceviz, kestane başta olmak üzere ahududu, meyve ve sebzeleri yetiştirmek için yaptıkları çalışmaları gözlemliyorsunuz. Çalışkan köy halkının bir kısmı ise köy evlerinin bahçelerine açtıkları gözleme üniteleri ile konukları hem soluklandırmak, hem köy atmosferini yaşatmak, hem de patatesli, peynirli, patlıcanlı, tahinli çeşitli otların ilavesiyle hazırlanan gözlemeleri damak zevkinize sunuyorlar. Fotoğraf çekmek, resim yapmak gibi sanatsal faaliyetlere imkân veren Cumalıkızık Köyü'nden ayrılıp bu defa 3 km öteye, Bursa'dan 12 km uzaklıkta yer alan Sait abat Şelalesi'ne geliyorsunuz.

Uludağ ve Çekirge yolu üzeri
İnkaya Çınarı ve Köyü: Çekirge yolu üzerinden, Uludağ’a çıkarken 3 km uzaklıkta inkaya köyünde, 600 yıllık tarihi çınar ağacının gölgesinde oturup çayınızı yudumlayıp veya köylülerin ürünlerinin yer aldığı bir kahvaltı yapabilirsiniz. Yada mevsimin meyvelerinden yiyebilirsiniz. İnkaya köyünü geride bırakıp yola devam ederseniz Uludağ’a kadar çıkarsınız ama biz onu diğer bir rota ya dahil edip, şehir turumuza devam edelim.
Karagöz Müzesi İnkaya’ya giderken yolda Karagöz heykeli görülebilir.


Alışveriş

Uygun kumaşlar, Heykel’de Ahmet Vefik Paşa tiyatrosunun arkasında, Bursa Kumaş Pazarı
Kestane Şekeri, Kafkas’tan
Havlu vs. Kapalı çarşı, Koza Han civarı

17 Nisan 2013 Çarşamba

Firindan yeni çikti

İşyerim Ümraniye Carrefour’un arkasında bulunuyor. Burada çalışmaya başlamadan önce hiç bilmezdim Ümraniye’nin nasıl bir yer olduğunu. Evladiyelik ne ararsan bol çeşitlisinden bulabildiğin bir yermiş. Çeyizlik bir milyon tane dükkan var.
Dikiş makinemi de aldığımdan beri güncel modelleri olan, fiyatları uygun kumaşlar arayışı içerisine girdim. Mahmutpaşa fiyaskosundan sonra oraya gitmeye niyetim yok, orası çoktan yozlaşmış.
Bir arkadaşım sayesinde Ümraniye’de bulunan kumaşçılar çarşısı ile tanıştım. Öğle arası taksi ile gidip alacaklarımı kısa zamanda alabilmek cabası, tabi daha uygun fiyatlı dükkanlar.
Ayrıca her şeyi bulabileceğiniz tuhafiyelerde var. Buna benzer bir yer Pendik’te de var, bilen bilir bir sokaktan girip öteki sokaktan çıkabileceğin devasa bir hobi dükkanı :)
Velhasıl bugünkü ganimetlerim plaj çantası olmaya aday sarı puantiyeli bu arkadaş :)
Bir de Amerikan servis dikiyordum ama biye yapmayı beceremeyince hazır biyeden aldım.
Çok heyecanlıyım bakalım nasıl olacak…



15 Nisan 2013 Pazartesi

Hobi Odam ♥

Epeydir pinterestte araştırıyordum, yavaş yavaş oluşmaya başladı hobi odam.
Tamamen şekillendiğinde detaylı fotoğraflar ekleyeceğim inşallah :)

♥♥♥♥♥



14 Nisan 2013 Pazar

Tarihe Not:Diktigim ilk çanta:)

Torbadan hallice minik bir canta:) devami gelir bunun çok sevdim çünkü❤





8 Nisan 2013 Pazartesi

Kitap, dikiş, boyama, yemek pişirme dolusu bir hafta sonu

Hafta sonu verimli geçmeyince çok üzülüyorum, size de oluyor mu? Zaten pazartesi sendromu Cuma akşamdan başlıyor, yakında bir önceki pazartesiden başlayacak, gidişat kötü :)

Eşimin çok beğenerek okuduğu John Verdon’un Aklından Bir Sayı Tut kitabına başladım ve bitirmek üzereyim. Cinayet romanı, keskin dönüşleri olan zekice kurgulanmış bir kitap, okuması çok zevkli.

Kitap yazısı yazmak istiyorum, Stephan King’in 22/11/1963 kitabını da güç bela bitirdim, onunla ilgili de iki çift lafım var.



Eşimin ananesini ziyarete gittik, bol bol börekleri indirdim mideye.
Karatay canıma okuyacak, benim kitaba yeniden başlayıp çok pis gaza gelmem gerek yoksa bu gidişatta kötü :) kilo almasam da veremiyorum :(


Ananemlere giderken kek pişirdim. Çok lezzetli oldu pamuk gibi.



Onun dışında fotoğraflarını çekemediğim bir çok hobilerle uğraştım, kumaştan flamalar yaptım, eski bir tabureyi yeniliyorum, bacaklarını pembe ve lila renklerine boyadım kurumasını bekliyorum, üzerine kumaş dikeceğim. Yine boyanmak için bekleyen bir kutunun ilk katını attım.
Pazar günü verimliydi benim için.
Bilahare hepsini paylaşacağım kısmetse :)

2 Nisan 2013 Salı

♥ ♥ ♥ Hoş geldin bahar ♥ ♥ ♥


Hafta sonu hava ne kadar güzeldi. Güneş içimizi ısıttı. Bahar nihayet hissettirdi kendini, çok özlemiştik, hoşgeldin bahar! İstanbul’un kalabalık ve sıkıntılı olacağını tahmin ettiğimden doğruca Sakarya'da aldım soluğu. O mis gibi yeşillik içinde kaybolasım geldi.


Farkındayım, son üç yazım hep yemek yeme üzerine ama ne yapabilirim boş boğazlıyım :) sofra buldun mu otur demişler, benim ki de o hesap.

Yine Vedat Milör’den duyduğum Köfteci İsmail’e gittik bu sefer, hemen Çark caddesinin aşağı kısmında kalıyor. Birde yine çok gezmek istediğim Kentpark vardı, köfteci İsmail’de hemen yanındaymış, burası da Avrupa'da bir yer gibi, durup soluklanabileceğiniz, mis gibi taze bir hava alabileceğiniz, yemyeşil ağaçlar arasında bakımlı bir park. Tenis kortu da var.

Köfteci İsmail’in ıslama köftesinden sonra özellikle sütlü kadayıf tatlısını (fındıklı ve kaymaklı) denemenizi isterim. Enfes bir tadı vardı. Fiyatları da çok uygun.

Köfteci İsmail Adapazarı’na gittiğinizde muhakkak oturup yemek yemeniz gereken yerlerden. Islama köfte yapan başka bir yer daha var aslında, “Meşhur Köfteci Mustafa” burayı da şiddetle tavsiye ederim. Ambiyans olarak daha salaş ve eski, eğer bu tarz yerler daha çok ilginizi çekiyorsa buraya da gidebilirsiniz. Yeri Yeni Cami’nin olduğu kavşakta.










 Kentpark ve boncuk :)

1 Nisan 2013 Pazartesi

Cercis Murat Konağı'ndaki hayalkırıklığı



Kozyatağı’ndan taksiye bindik, yeri Palladium’un aşağısında ama Ağaoğlu sitesinin, diğer marketlerin veya dükkanların bulunduğu yerin çok uzağında kalıyor. Bir site görevlisine sorarak bulabildik yerini, top sahasının yanındaydı, çok ıssız ve tekin olmayan bir yer gibiydi.

İlk izlenim -birazdan anlatacaklarımdan ötürü- bizim için vasattı, hava soğuk olduğundan giriş kapısının önünde yaklaşık 8-10 kişi üşümüş vaziyette sigara içerek yüksek sesle birbirlerine bir şeyler anlatıyorlardı. İçeri girebilmek için ilk önce bu kalabalığı geçmemiz gerekti, daha da beteri sigara dumanına maruz kalmak zorunda olmamızdı. Koskoca konakta bir sigara odası, olmadı arka taraf diye tabir edilen sigara içmeye müsait bir bölüm yok muydu anlamadım…

İçeriyi tanımlamam gerekirse, otobüsle şehirlerarası gece yolculuğu yaparsınız, gece yarısı bir tesiste mola verirler, oradaki lokantaya girersiniz bir çorba, Susurluk ayranı ve tost alırsınız ya, hah aynen öyle bir mekan işte.

Neyse dedik, saçlarımız üstümüz başımız leş gibi sigara kokarken yer bakmaya başladık. İki kişilik sadece bir adet masa vardı, geri kalan tüm masalar 6-8-10 kişiliklerdi. 2 kişilik masa en kuytu ve karanlık köşedeydi, biz orayı beğenmedik çünkü ne yediğimizi görmek istiyorduk, neticede oraya yemek yeme amacı ile gelmiştik. Garson gülümseyerek, samimiyetle bize;
-“İnsanlar genelde loş masaları tercih ediyor” dedi. Bu durumdan çıkardığımız sonuç; Mekanın asıl amacının Mardin yemeklerini tattırmaktan daha çok alkol eşliğinde uzun saatler sohbet ettirmek olduğuydu. Bu düşüncemizi teyit eden bir çok durum daha yaşadık, mesela masaya yerleştiğimizde siparişlerimizi almaya gelen garsonun öncelikle “Ne içersiniz?” diye sorması oldu. Ben şaşırdım, “Ne yersiniz olacaktı sanırım. Biz daha çok bir şeyler yemeye geldik” dedim. Velhasıl şu çok tercih edilen meze tepsisinden söyledik (iki kişilik tepsi 30 TL.), içli köfte, kuzu kaburga ali nazik sipariş ettik (Özellikle ne sipariş verdiğimizi belirtmemin nedenini yazının devamında anlayacaksınız.) Asıl vermemiz gereken sipariş kaburga dolması olmalıydı ama eşim sevmediği için ve bu yemek en az 2 kişilik (50 TL) en çok 4 kişilik (100 TL) olarak servis edildiğinden başka şeyler sipariş ettik.

Meze jet hızı ile soframıza geldi ancak ana yemekler, yarım saat-40 dakika gibi bir süre geçmesine rağmen bir türlü gelmedi. Artık açlıktan kıpırdanmaya başladık ve yemeklerimizin akıbetini sorduk. Garson; “Geliyor” dedikten iki saniye sonra yeniden geldi ve çok özür dileyerek, “Kuzu kaburga yokmuş, onun yerine pirzola yaptıralım mı size? Ali Nazik hazır, onu hemen getirebiliriz.” dedi. Biz sormasak sabaha kadar oturacağız orada sanırım. Eşimle ben ister istemez sinirlendik bu duruma, bunun üzerine “O zaman hesabı getirir misiniz biz kalkacağız” dedi eşim, “Ali Nazik hazır ama” diyor garson. “Ben yerken eşim bakacak mı?” dedi ve hesabı beklemeye koyulduk. Bekle ki gelsin… O da gelmiyor. En sonunda kalkalım bir yolunu bulurlar artık dedik ve biz ayaklandıktan sonra garson geldi, “Mezeler ikramımız olsun lütfen” dedi. Israr ettiysek de almadılar ücretini.

Bir daha gider miyim, maalesef. Vedat Milör abimizin aksine mezeler de beklediğim gibi değildi, hepsinin tadı aynı gibiydi. Hani sorsanız hangisini beğendin diye, bir şey diyemem.
Ortam olarakta bize hitap etmiyor, gördüğümüz kadarı ile genelde 8-10 kişilik gruplar halinde gelen insanlar vardı.

Sevgiler.