31 Ağustos 2014 Pazar

Duru'muzun Diş Buğdayı


Bayram dönüşüydü, evde oturuyoruz. Her zamanki gibi Duru'nun damaklarını kaşımak için parmağımı uzattım, Duru'da ısırdı. Alt taraftan elime bir şeycik değdi, aaa diş mi dedim, bakıyorum diş miş yok, elliyorum elime bir şey batıyor hafiften. Evet, o parmağımda hissettiğim şey bir diş =) Duru'şkomuzun ilk dişi.
Tarih 31,07,2014 günlerden Çarşamba.

Blogum genelde hobilerimi paylaştığım bir yerdi önceleri, çünkü hayatımdaki önemli bir kısmı onlar kaplardı. Şuan ise hayatımdan Duru'dan daha önemli hiç bir şey yok. Hatta hayata anlam katacak daha önemli bir şey yok diyebilirim. Bu demek olmuyor ki ben hayatta Duru'dan başka bir şey görmüyorum. Elbette sinemaya gidiyoruz, evde diziler izliyoruz, arada spaya gidiyoruz, arkadaşlarımızla görüşmek sohbetler etmek en büyük zevkimiz bu aralar. Benim anlatmak istediğim, bunların hepsini Duru ile beraber yapmak hayata anlam katıyor. Onun varlığını bilmek içimi ısıtmaya yetiyor.

Neyse, bir türlü cesaret edemediğim diş buğdayını bugün atlattık. Ama bugünkü toplanma aile arasındaydı, asıl arkadaşlar arasında yapacağımız toplanma Eylül ayının ortasında düşünüyoruz. Doğum günümü de aradan çıkacağız galiba =)




7 Ağustos 2014 Perşembe

Şİle <> Ağva

Biz geçtiğimiz haftasonu Şile'ydi, Ağva'ydı gezdik.

Bu sene nişan hazırlıkları peşinde koşmaktan tatil yapmaya fırsat bulamayan arkadaşlar Şile'de denize girmek için bir haftasonu planı yapmışlar bize de dediler gelin haydin diye. Bizde tamamdır dostum! dedik ve koyulduk yola. Benim bildiğim Şile'ye 13 sene evvel, ormanlık bol virajlı dar yollardan gidiliyordu. Şile otobanına ilk defa girmiş bulundum.

Cumartesi erken çıkıp kahvaltımızı bir mesire yerinde yapalım dedik ve güzelce peyniridi zeytinidi termosunda çayıdı hazırlandık. Kahvaltı için aklımıza Saklıgöl geldi, kahvaltıyı orada yapalım dedik. Bu nadide tesis gidilesi, kahvaltı yapılası bir mekanmış gerçekten de.
Bir göl kenarında masa kiraladık, 35 TL.ye. Evet pahalı ama yapacak bir şey yok. Her ne kadar İstanbul'dan kaçış gibi görünse de İstanbul'dasın bebeğim :)



Hava maalesef gıpgriydi... Bütün haftasonu da böyle devam edecekti, hatta hayatımın en uzun gökgürültülerine ve şimşeklerine şahit olacaktım.

Saklıgöl molamızın ardından doğruca konaklayacağımız mekana doğru ilerlemeye koyulduk. Ağva'da Bella Vista diye küçük bir otelimsi mekan, ormanlar içerisinde oldukça ferah temiz hoş bir yerdi.



Otele giderken benim asıl hep gitmek istediğim yere Akçakese'ye uğradık, denizin durumuna bakmaktı amacımız. Kıyı şeridi bembeyaz köpüklerle kaplı, dalgalar 3 adam boyunda.
Tabela koymuşlar zaten "deniz girmek yasah kardeşimm" diye. Her yerde de ondan daha büyük bir sürü tabelalar akıntıya kapılırsan ne yapacağını anlatıyor sana kah resimli kah anlatımlı. Daha sonra gittiğim her plajda görecektim bu tabelalardan.

Bir moral bozukluğu tıpış tıpış gittik otele yerleştik. Otel sahibinin tavsiyesi üzerine Ağva'daki Kilimli koyuna gittik, dalga olmazsa orada olmaz dedi bey amca. Soraraktan bulduk Kilimli koyu, otopark parası 10 teele. Plaj pis mi pis, şaşal şişeler her doğal ortamda karşımıza çıkmazsa ben oraya doğal ortam demem. Dalgalar burada Akçakese'ye nazaran 1,5 adam boyunda. Biz girmedik ama suya hasret çiftimiz girdiler, dalgalarla boğuşup boğuşup dayak yiyip geldiler. Sandalyelerde oturduk kıyıda, dalgalar incelip incelip ayaklarımıza değdiler, güzeldi.
Öğle yemeği olayını yine aynı koyda bulunan restoranımsı yerde hallettik, pahalı ve çirkindi.



Akşam yemeğinde ise Ağva merkeze indik Liman restorana gittik, kalamarı ve karidesi çok güzeldi, ortaya çeşitli mezelerden söyledik.

Gece otele girdiğimiz gibi uzaktan sesi hoş gelen gök gürültüsü tepemize çöktü. Uzunca bir süre 2 saniye de bir çakmak sureti ile devam etti. Elektriklerin kesildiğini de eklemek istiyorum. Ormanın ortasında karanlıkta 4 genç 1 bebek diye başlayan senaryolar ancak filmlerde olur biliyorum. Neyse sağ sağlim sabah oldu, Duruşko'da o gürültüde mışıl mışıl uyudu zilli. eee bütün gün yoruldu tabi.

Ertesi gün hava çisiliyordu, yine gıpgri idi. Bizde Şile'nin içerisine, Ağlayankaya'ya falan uğrayaraktan yavaş yavaş İstanbul yoluna döndük. Dönüşte yol kenarında çeşitli gözlemecilerin olduğu bir yer var. Evin Ana Gözlemecisine girdik biz, bizim arkadaşlar daha evvel gelmişler ve ahbap olmuşlar zaten. Arka bahçe oldukça güzel. Gözlemeleri, ayranları ve çayları indirdik mideye ve artık bu sefer döndük evimize.





Gümüş renkli iki güne rağmen oldukça eğlendik. Akçakese'yi hafızaya attım ama gideceğiz :)

Bol gezmeler...

 

24 Haziran 2014 Salı

Çeşme ve bebekli çift biz

 
Eveeet, ilk tatilimizi de bitirdik döndük yuvamıza. Hiç sevmiyor olsak da bebekli ilk tatil deneyiminden ötürü "herşey dahil" tarzında bir otel arayışı içerisine girdik. Antalya'ya zaten yeni gitmiştik düğün nedeni ile, Bozcaada'yı çok seviyoruz fakat Ayazma Plajını bilenler bilir, kar suyu desek az olmaz bebeği bırak büyükler bile zor giriyor. İzmir, Çeşme'ye ne zamandır gitmek istiyorduk derken Sheraton Çeşme otelinde karar kıldık.
 
Otel gayet başarılı, sabah ve akşam açık büfe restoran dahildi. Lakin insanlar ne kadar zengin olursa olsun açık büfeyi görünce bir canavara dönüşebiliyorlar bunu bizzat deneyimledim. Koca koca adamlar sıra kavgası yaptılar önümde, bir kapışma bir koşturma... Ya arkadaş garsonlar yetişiyorlar merak etme, sürekli yenisini getiriyorlar... Neyse işte insanlığın avcılıktan, mağaradan geldiğini bir kez daha hatırladıktan sonra otelin genelinden bahsedeyim gideceklere, Ilıca plajının ortasında yer alıyor, kumsalı mükemmel denecek kadar güzel, denizi bildiğin turkuaz. Hani efsane var ya "gidiyorsun, gidiyorsun su seviyesi hala belinde", işte orası Ilıca. Biz Sheraton'un beachinden memnun olduğumuz için ve arabamız olmadığı için farklı yerlerde denize giremedik. Seneye inşallah.
Otelin yemekleri gayet lezzetliydi ancak her otelde olduğu gibi 4. günden sonra yemeklerin tadı aynı gelmeye ve kendisini tekrar etmeye başladı.
 
odamız deniz manzaralıydı ama pek bir işe yaramadı :)
 
Ilıca'da pek yapılacak bir şey yok maalesef. Kumrucu Erol'a gittik, kumru yedik o kadar. Aman aman bir yürüyüş sahili yok. Oralarda dost pide vardı,biz dost kazığı dedik oraya :) lahmacun 8 TL gerisini siz düşünün.
 
 
 
Çeşme ilk gün çok sıcaktı merkezinde dolaştık sadece ve bize çok sıkıcı geldi, 6.gün yeniden gittik Marina'yı falan dolaştık meğersem oralar daha güzelmiş, sonradan Çeşme gözüme epey güzel göründü ve çok geç farkettiğim için üzüldüm. Seneye inşallah. İmren Lokantasında yemek yedik çok lezzetli ve ilçenin geneline göre gayet uygun fiyatlıydı. Bir de Rumeli Pastanesi var merkezde, sakızlı muhallebisi çok güzeldi, hediyelik sakızlarımızı da Rumeli Pastanesinden aldık. Diğer rüzgar değirmeni tarzında hediyelik eşyalarınızı da Çeşme'den almanızı tavsiye ederim. Daha uygun.
 
 
yukarıdaki ve aşağıdaki fotoğraflar Çeşme Marina'da,aslında bir avm
 
imren lokantasının mezeleri ise harika, taptaze
 
Alaçatı ise ayrı bir konu olur. Tartışılır bir yanı var, aşırı derecede pahalı ama lanet olsun sokakları çok romantik :) çok cicili biçili her yer. Tam kızlara göre. Alaçatı'da genelde İmren Pastanesindeydik. İrmik helvası enfes. İlk gün Çeşme'yi beğenmeyince her akşam Alaçatı'daydık.
 
begonviller harika, Marmara bölgesinde yetişemiyor maalesef :(
 
 
imren pastanesinde sufle, başarısızdı
 
irmik helvası ise çok güzeldi
 
 
 
Genel itibari ile Çeşme pahalı bir yer, konaklamayı ucuza ayarlayıp (ev, pansiyon vs. kiralama gibi) dışarda yemek yemek, farklı beachlerde denize girmek daha mantıklı olabilir.
 
Ulaşımı Çeşme otogardan kalkan minibüsler ile sağladık. Bu minibüsler Çeşme, Ilıca, Alaçatı arasında çalışıyorlar. Ilıca tam ortada yer aldığı için Çeşme'ye 3,50 TL, Alaçatı'ya 2,50 TL.ye gidebiliyorduk.
İstanbul'dan giderken ise uçak yolculuğu yaptık, Havaş 20 TL.ye sizi direkt olarak Çeşme otogara götürüyor oradan taksi veya minibüsle otele ulaşabilirsiniz. Taksi 35 TL.tutuyor, 5 km yol için oldukça pahalı olduğunun farkındayım ancak Çeşme'de taksi fiyatları bu şekilde. Taksiye binerken bir daha düşünün yoksa Çeşme tatilinizde unutamayacağınız bir anı olabilir :))) Biz uçak biletlerine 500 TL. verdik, Havaş shuttle kişi başı 20 TL toplam 80 TL. 35 TL*2 70 TL.de taksi parası dersek yani yol parası bize toplamda 700 TL.ye geldi, arada Alaçatı'dan otele bindiğimiz taksileri (15 TL.), minibüsleri ve İstanbul dönüş shuttleları saymıyorum. Açık açık yazmamın nedeni, arabayla gitmeyecekseniz tekrar düşünün :)) 

 dönüş yolunda, adnan menderes havalimanı mimarisi pek havalı olmuş
 
İyi tatillerrrr

23 Mayıs 2014 Cuma

Uyku eğitimi

Geçen ay Antalya'ya gittik, uçakta kalkış ve inişlerde Duru'yu emzirirsem (ya da emzik verebilirdim ama bizimki istemiyor) kulaklarının basınç yapmasını engelleyeceğini söylediler. Bende öyle yaptım, fakat bizimki emerken uyuya kaldı ve bende uçakta olduğumuzdan dokunmak istemedim ve biz Antalya'ya inene dek içeride bekleme süresi vs. 1,5 saat boyunca meme emer vaziyette uyudu... Sonra ne mi oldu? Tabi ki bu keyif veren durumu bir daha bir daha ister oldu. Ben de kaldığımız evde disiplin uygulayamadım ve uyuması için meme verir oldum. Sadece bir hafta yetti de arttı. Artık uyumak için sızlanmalar, meme istemeler. İlk zamanlar benim için sıkıntı değildi fakat Antalya dönüşü sonrasında, gece azami 4 defa sadece acıktığında uyanan bebek 7-10 defa kalkar oldu. Bu kalkışlar 5 defa da olsa açlıktan değil meme emmek istediği için olduğu çok belliydi. Ağlama tarzı dahi farklı oluyor çünkü.
Gebeyken keşke hafta hafta bebeğin ne alemde olduğunu takip edeceğime dünyaya gelince beni neler bekliyor, uyutma teknikleri vs. neler gibi daha önemli konular hakkında bilgiler toplasaydım. Geleneksel yaklaşımları, biz nasıl büyüdük bir şekilde büyürleri bir kenara bıraksaydım keşke... Fakat ne olursa olsun ilk bebek bir deneme bir tecrübe oluyor.
İlk 40 gün annem kaldı yanımda, sürekli sallamaya çalıştı ben sallamayalım desem de nafile... Hatta sonradan hamak tarzı bir beşik aldık. Annem sürekli sallanmak istiyor bu deyip duruyor... Ne alaka ya, yok öyle bir şey arkadaş. Gaz sancıları oldu ilk 3 ay, ondan zorlanıyordu ağlamaları vardı... Sallanarak uyuyordu elbette fakat illa beni sallayın uyuyacağım diyen bir bebek olmadı. Memeye alışmaya başladığı zamanlarda da beşiğine koyar koymaz avaz avaz bağırmalar, belli ki sallanmak istemiyor. Artık sallanma istemiyor fakat meme emmek istiyor.
Biz anne baba olarak ne kadar elimizden geleni yapmaya çalışırsak çalışalım, dış etkenler hep işin içinde oluyor ve bir şekilde düzeniniz bozuluyor. Belki şimdi sallayarak uyutmaya çalıştığımız zamanlar Duru'nun aklından; Bunlar ne yapmaya çalışıyor ya? gibi sorular geçiyordur :)
Bebek doğduğu andan itibaren sağdan soldan herkes bir şey söylüyor. Gaz ilaçları mı dersin, sallama teknikleri mi dersin hepsini kulak arkası ettiğim için çoğunu hatırlamıyorum ama gel gelelim insanda belli bir zaman sonra kafa karışıklığı yapıyor. Doğrusu neydi ya? diyorsun.
Bir de su içirme mevzusu var... Doktorlar bangır bangır bağırıyor su içirmeyin, sütün %75'i sudur diye. "Ama biz içiriyorduk" diyorlar, ısrar ediyorlar bir de... Gizli gizli su içirmeye çalıştıklarını da tahmin ediyorum :)
Hele geçen ne oldu. Duru 4 aylık o sıralar. Dayımlar geldi oturmaya, Duru'nun yok bir sıkıntısı, mızıldanmaya başladı, yengem akıl vermeye başladı, sürekli emzir sürekli emzir diyor bana. Yenge dedim, bebek olmuş 4 aylık hala mı şunu yap bunu yap. 4 ay ne yaptıysak onu yapmaya devam edeceğiz, eğer doğru düzgün devam ediyorsa. Annem de geçenlerde gelmişti, Duru sallanmak istemiyor belli ki, koydu beşiğe bir ileri bir geri hızlı hızlı sersemletecek kıvamda sallıyor çocuğu. Bizimki bağırıyor ama. Uykusu da var belli, gözler kapalı kızarmış.
Bizim en büyük hatamız bebeğe uykuya nasıl dalacağını öğretmemek oldu. E biz bilmiyoruz ki öğretelim. Sallamayı veya memeyi ya da başka bir şeyi uykuyla başdaştırmasına neden olduk. Halbuki ablam iki oğlunu da yatağına koyar üzerini örterdi, onlar kendi kendilerine uyurlardı. Şimdi internette ufak bir araştırma yapınca Mykundak ile tanıştım. Onlardan danışmanlık almayı düşünüyorum, bu konuda mesafe kat etmiş bir çok anne var, sitesinde yaşanan hikayeleri okuyabilirsiniz.
Benim bebeğim aslında kendi kendine gece uykularına geçmişti daha 40 günün içerisindeyken. Gece 11'de uyuyup sabaha karşı 4'te kalktığı çok oluyordu. İşte sonradan bozuldu kuzumun uykusu.
Bakalım, gelişmeleri yazacağım.
Sevgiler.
 

20 Mayıs 2014 Salı

Polom Canım Bebeğim ♥♥♥♥

 
Ben de aşık olmuş durumdayım  ♥ Elim kulağımda Polomun gelmesini bekliyorum =) Benim ilk arabam şuan gümrükten geçmeyi bekliyor, yarın öbür gün en geç haftasonuna kavuşacağız. Çok heyecanlıyım, çokta sevinçli :)
Volkswagen bambaşka bir tutku gerçekten. Olanlar güle güle kullansınlar ama bir Hyundai ne bileyim bir Citroen ya da Reno alsaydık bu kadar sevinçli olacak mıydım acaba, evet sevinçli olacaktım ama bu kadar değil sanırım. Polom kaymaklı oldu beyaz beyaz =)))
 
 

Artık bol bol gezeceğiz!! Allah kazasız belasız kullanmayı nasip etsin inşallah.
 
 
 
Fotoğraflar Volkswagen facebook sayfasından