13 Ekim 2014 Pazartesi

Kahvaltılar

 Leman Kültür Caddebostan şubesinde arkadaşlarla kahvaltı buluşması düzenledik, kahvaltı tabağı aşağıdaki gibiydi. 22 TL. Görüntüsü afiliydi, altındaki tahtanın da payı büyük tabi.
Güzeldi, zaten Leman'ı tercih etmemin en büyük nedeni rahat ambiansından kaynaklanıyor.


Aşağıdaki kahvaltı ise Maşukiye'de, bir arkadaşımın hiç üşenmeden eşi ile birlikte İstanbul'dan arada bir gittikleri, överek anlattığı bir yer olmasından mütevellit köye giderken uğradık.
Hiç mi hiç sevmedik, hele ki İstanbul'dan kalkıp gelmek hayal kırıklığı olur herhalde. 
Garsonlar hiç ilgilenmiyordu, biz zorla çağırıp sipariş verdik. Hatta çocuk eline sigarasını aldı belli ki sigara içmeye gidecek, seslendik arkadaşlar bakacak dedi ve çıktı kapıdan gitti ama yine gelip o servis aldı.
Kahvaltıya ek olarak sucuk istedik kahvaltı bittikten sonra geldi ve kahvaltımızın bittiğini söylediğimizde çocuk; güvecin patladığını ve yeniden pişirdiklerini falan geveledi. 50 dakika falan sürmüş belli ki. Biz doymuşuz tabi, geri gönderdik.
İki adet kahvaltı söylediğimiz halde porsiyonlar 1 kişilikti.
Bir ara başka bir çocuk geldi otel müşterisi misiniz diye sordu... Kahvaltıya 60 TL. verdik...
Burası; Cansu Alabalık Tesisi / Maşukiye



9 Ekim 2014 Perşembe

Atatürk Arboretumu





İstanbul'un keşmekeşinden kaçmak için uzun zamandır gitmeyi çok istediğim bir yerdi Atatürk Arboretumu. Canlı ağaç müzesi gibi. Daha çokta fotoğraf çekmeye müsait bir yer. Genelde gelin ve damatlar yada grupla fotoğraf çekmeye gelmiş insanlar vardı.
Haftasonu/resmi tatillerde sivil giriş ücreti 10 tl. Haftaiçi ise 4 tl.
Ulaşımı Yandex navigasyonu ile sağladık.
Yanınıza su, atıştırmalık sandviç, içecek almayı unutmayın. Ayrıca spor ayakkabı ve rahat kıyafetler tercih ederseniz daha rahat edersiniz.



  






25 Eylül 2014 Perşembe

Kakaolu Kek


Kek pişirmeyi çok seviyorum, evi saran o mis gibi kek kokusu ancak betondan inşaa edilmiş duvarları yuva haline getirebilir sanki.

Bu tarif ile sonuç kesin mükemmel.

4 adet yumurta ve 1,5 su bardağı toz şekeri iyice çırpın ta ki krema kıvamına gelecek kadar.
İçerisine 1 su bardağı sıvıyağ, 1 su bardağı yoğurt yada süt ilave edin ve yumurtalı harca yedirin.
Ayrı bir yerde harmanladığınız 2,5 su bardağı un, 1 paket kabartma tozu, 1 paket vanilya ve 1 paket kakaoyu sıvı harca ekleyin ve karışıkla yavaşça yedirin.
170 dereceli fırında kabarana kadar pişirin. fırını önceden ısıtmayı unutmayın.
kekin içerisinin piştiğini kürdan yada çatal batırarak anlayabilirsiniz.
zevkinize göre fındık ceviz de ekleyebilirsiniz.

bon appetit




Polonezköy'de bir gün


Bakayımmm en son ne yazmışım bloğuma;
uuu 31 ağustosta yazmışım en son.. bebemizin diş buğdayı şeysi hakkında. Ondan sonra üst damakta 3 tane daha dişi çıktı =) tutunup kalkmalar, emeklemeler ve yaramazlıklar başladı :)

Bu yazımda size Polonezköy köyünden bahsetmek istiyorum. Daha önceleri arabamız olmadığı için aklımıza gelse de gitme fırsatı bulamadığımız, İstanbul'un yanı başında olduğu halde İstanbul'un dışına çıktığınızı hissettirecek doğaya sahip gizli cennet. Ben burayı hep kahvaltı, mangal kelimeleri arasında duyuyor olsam da asıl ilgimi çeken içerisinde barındırdığı Polonezköy Tabiat Parkı idi. 4800 metrelik bir yürüyüş parkuruna sahip, aynı zamanda içerisinde bisiklet parkuru da var. Bisikletlerinizi yanınızda götüremiyor olmanız sorun değil çünkü köyün içerisinde bisiklet kiralayabiliyorsunuz.

Çok ilginç ama köy 1840'lı yıllarda Adam Czestochova öncülüğünde Polonyalılar tarafından kuruluyor, köyün diğer adı da liderlerinin isminden Adampol diye geçiyor. Köyde görülesi yerlerden Czestochova Meryem Ana Kilisesi ve yürüyüş parkı girişinin hemen sağında Polonezköy Hristiyan mezarlığı bulunuyor.

Haftasonu gezmeleri için "yakın yerler" aramaları tarafımdan devam ediyor olacak. Sırada Edirne, Eskişehir ve Maşukiye var. Hadi bakalım =)

Sabah erken saatte önce kahvaltı akabinde uzun bir yürüyüş için Polonezköy harika bir yer.

İyi gezmeler




  


31 Ağustos 2014 Pazar

Duru'muzun Diş Buğdayı


Bayram dönüşüydü, evde oturuyoruz. Her zamanki gibi Duru'nun damaklarını kaşımak için parmağımı uzattım, Duru'da ısırdı. Alt taraftan elime bir şeycik değdi, aaa diş mi dedim, bakıyorum diş miş yok, elliyorum elime bir şey batıyor hafiften. Evet, o parmağımda hissettiğim şey bir diş =) Duru'şkomuzun ilk dişi.
Tarih 31,07,2014 günlerden Çarşamba.

Blogum genelde hobilerimi paylaştığım bir yerdi önceleri, çünkü hayatımdaki önemli bir kısmı onlar kaplardı. Şuan ise hayatımdan Duru'dan daha önemli hiç bir şey yok. Hatta hayata anlam katacak daha önemli bir şey yok diyebilirim. Bu demek olmuyor ki ben hayatta Duru'dan başka bir şey görmüyorum. Elbette sinemaya gidiyoruz, evde diziler izliyoruz, arada spaya gidiyoruz, arkadaşlarımızla görüşmek sohbetler etmek en büyük zevkimiz bu aralar. Benim anlatmak istediğim, bunların hepsini Duru ile beraber yapmak hayata anlam katıyor. Onun varlığını bilmek içimi ısıtmaya yetiyor.

Neyse, bir türlü cesaret edemediğim diş buğdayını bugün atlattık. Ama bugünkü toplanma aile arasındaydı, asıl arkadaşlar arasında yapacağımız toplanma Eylül ayının ortasında düşünüyoruz. Doğum günümü de aradan çıkacağız galiba =)




7 Ağustos 2014 Perşembe

Şİle <> Ağva

Biz geçtiğimiz haftasonu Şile'ydi, Ağva'ydı gezdik.

Bu sene nişan hazırlıkları peşinde koşmaktan tatil yapmaya fırsat bulamayan arkadaşlar Şile'de denize girmek için bir haftasonu planı yapmışlar bize de dediler gelin haydin diye. Bizde tamamdır dostum! dedik ve koyulduk yola. Benim bildiğim Şile'ye 13 sene evvel, ormanlık bol virajlı dar yollardan gidiliyordu. Şile otobanına ilk defa girmiş bulundum.

Cumartesi erken çıkıp kahvaltımızı bir mesire yerinde yapalım dedik ve güzelce peyniridi zeytinidi termosunda çayıdı hazırlandık. Kahvaltı için aklımıza Saklıgöl geldi, kahvaltıyı orada yapalım dedik. Bu nadide tesis gidilesi, kahvaltı yapılası bir mekanmış gerçekten de.
Bir göl kenarında masa kiraladık, 35 TL.ye. Evet pahalı ama yapacak bir şey yok. Her ne kadar İstanbul'dan kaçış gibi görünse de İstanbul'dasın bebeğim :)



Hava maalesef gıpgriydi... Bütün haftasonu da böyle devam edecekti, hatta hayatımın en uzun gökgürültülerine ve şimşeklerine şahit olacaktım.

Saklıgöl molamızın ardından doğruca konaklayacağımız mekana doğru ilerlemeye koyulduk. Ağva'da Bella Vista diye küçük bir otelimsi mekan, ormanlar içerisinde oldukça ferah temiz hoş bir yerdi.



Otele giderken benim asıl hep gitmek istediğim yere Akçakese'ye uğradık, denizin durumuna bakmaktı amacımız. Kıyı şeridi bembeyaz köpüklerle kaplı, dalgalar 3 adam boyunda.
Tabela koymuşlar zaten "deniz girmek yasah kardeşimm" diye. Her yerde de ondan daha büyük bir sürü tabelalar akıntıya kapılırsan ne yapacağını anlatıyor sana kah resimli kah anlatımlı. Daha sonra gittiğim her plajda görecektim bu tabelalardan.

Bir moral bozukluğu tıpış tıpış gittik otele yerleştik. Otel sahibinin tavsiyesi üzerine Ağva'daki Kilimli koyuna gittik, dalga olmazsa orada olmaz dedi bey amca. Soraraktan bulduk Kilimli koyu, otopark parası 10 teele. Plaj pis mi pis, şaşal şişeler her doğal ortamda karşımıza çıkmazsa ben oraya doğal ortam demem. Dalgalar burada Akçakese'ye nazaran 1,5 adam boyunda. Biz girmedik ama suya hasret çiftimiz girdiler, dalgalarla boğuşup boğuşup dayak yiyip geldiler. Sandalyelerde oturduk kıyıda, dalgalar incelip incelip ayaklarımıza değdiler, güzeldi.
Öğle yemeği olayını yine aynı koyda bulunan restoranımsı yerde hallettik, pahalı ve çirkindi.



Akşam yemeğinde ise Ağva merkeze indik Liman restorana gittik, kalamarı ve karidesi çok güzeldi, ortaya çeşitli mezelerden söyledik.

Gece otele girdiğimiz gibi uzaktan sesi hoş gelen gök gürültüsü tepemize çöktü. Uzunca bir süre 2 saniye de bir çakmak sureti ile devam etti. Elektriklerin kesildiğini de eklemek istiyorum. Ormanın ortasında karanlıkta 4 genç 1 bebek diye başlayan senaryolar ancak filmlerde olur biliyorum. Neyse sağ sağlim sabah oldu, Duruşko'da o gürültüde mışıl mışıl uyudu zilli. eee bütün gün yoruldu tabi.

Ertesi gün hava çisiliyordu, yine gıpgri idi. Bizde Şile'nin içerisine, Ağlayankaya'ya falan uğrayaraktan yavaş yavaş İstanbul yoluna döndük. Dönüşte yol kenarında çeşitli gözlemecilerin olduğu bir yer var. Evin Ana Gözlemecisine girdik biz, bizim arkadaşlar daha evvel gelmişler ve ahbap olmuşlar zaten. Arka bahçe oldukça güzel. Gözlemeleri, ayranları ve çayları indirdik mideye ve artık bu sefer döndük evimize.





Gümüş renkli iki güne rağmen oldukça eğlendik. Akçakese'yi hafızaya attım ama gideceğiz :)

Bol gezmeler...